7 Mayıs 2016 Cumartesi

Umut ve Korku


Her zaman bir umut vardır. Herşeyi kaybettiğiniz, yapacaklarınızı unuttuğunuz, amaçsız hissettiğiniz anda bile öyle bir an vardır ki ayağa kalkarsınız. Ve ayağa kalktığınızda yürüyebildiğinizi hatırlarsınız, dokunduğunuzda hissedebildiğinizi hatırlarsınız ve görebildiğinizde sonsuz gökyüzünü pes etmenin saçmalık olduğunu anlarsınız. Unutmak saçmalıktır, en kötü yaşanmışlıkları bile. Inanmamak saçmalıktır, en umutsuz hayallere bile. Beklememek saçmalıktır dönmesini istediğin her neyse. Ve en büyük saçmalık olumsuz ihtimali düşünüp bırakmaktır.

Korku insanın en güçlü silahıdır, korktuğunda kaçmak aptallıktır. Korktuğunda ayılırsın ve daha temkinli olursun bu güdüleri kullanıp savaşman gerekir. Hayatın boyunca her zaman savaşman gerekir. Kendinle ve diğerleriyle. Hayat senin yaşadığın kadardır.

22 Mart 2016 Salı

Sonsuz


Sonsuzluğa inanıp gerçeklerle yüzleşmek. Korkunun büyüklüğü ve bilinmezliğin gerçekliği hakkında pek bilgim yoktu. Direçli ve güçlü iken bunun birden yok olabileceği, gerçekmiş. Ve hayatın cilvesi ayakta durabilmek için arkanı birşeye dayadığında birden kaybolmayacağına emin olamazsın, buna inanmamalıyız inanırsak düşeriz. Düşeriz ve düşmek düşündüğünüz gibi değil. Hayatın o bataklık gibi zemini sizi çeker kalkamazsınız ve hayat boğmaya başlar hayata bu denli bağlı olmamızın sebebide bu siz ona tutunmazsınız o size tutunur. Demem odur ki ayakta durmak için çabalamazsanız tüm ruhunuzla direnmeniz gerekir ayakta durmayı bırakıp kolay geleni yapıp yaslandığınızda düşersiniz ve kalkmak imkansıza yakındır. Aynı zamanda imkansız sadece bir zorluk derecesidir, kelime anlamıyla imkansız diye birşey yoktur.


6 Temmuz 2015 Pazartesi

Mesafe

Uzakta olması çok yorucu ve buna bağışıklık kazanmak zorunda olmak. Mantığa çok rahat oturmasına rağmen tecrübe edilmeden üstesinden gelinememesi ayrı bir mesele ki bu da oldukça iğrenç. Belki hiç üstesinden gelinemeyecek, sürekli tekrar edilecek bağışıklığı olmayan bir his bu. Bir yanı tatlı bir yanı acı dolu. Biliyorum, hissediyorum.



Uzaklıktan kastım tabi ki yol mesafesi veya zaman mesafesi değil belirli sebeplerle ulaşılmazlık. Telefon nereye kadar ki o bile kısıtlı. Absürd kısmı daha zaman bile geçmedi bu kadar hızlı bu duruma girmek cidden yetenek ister sanırım. Bir çok konuda yeteneksiz olan ben bu konuda yetenekliyim sanırım. Kendimi küçümsemeyi veya kendimi övmeyi hiç sevmem fakat ikisini aynı anda yapmış bulundum izninize sığınarak. Yazımın sebebi biraz iç dökmekti ve pek beceremedim, ilk defa bir yazımda açık açık herşeyi anlatmak istiyorum. Kişiler ve olaylar ile. Fakat bunu yapmayacağım aşikar. Şu an hissetmekte olduğum sıkışmış üzüntü durumu yazın ortasında üşümeme sebep oluyor, ta ilk andan beri bunu hissettim.. Ağlamaklı olmaktan da tiksinirim.

Tüm bu sizin okuyamadığınız yaşadıklarımdan çıkardığım şey ise sevdiğiniz biri gittiğinde süresi yeri önemsiz üzerine basarak söylüyorum "gittiğinde" gelen üzüntü kaçınılmaz. Bu his sevdiğiniz kişi döndüğünde haz o yokken ise acı ve çökmüşlük olarak geri dönüş yapıyor. Dikkat edilmesi gereken ipuçları ise pek sahip olmasam bile sakın gidecek sevdiğinizi gider ayak üzmeyin. Sevdiklerimizi üzeriz onlarda bizi üzer saf mutluluk yoktur fakat bunu giderayak yapmayın, kendimi suçlamakla birleşince yaşadıklarım.. Kırıcı gerçekten çok kırıcı, salakmışım biraz. Hüzün kaçınılmaz ve kaçınılmaz olduğu kadar ilginç. Acı ve tatlı içinde hüznün.

23 Mart 2015 Pazartesi

Ay ve Güneş


Geceleri daha çok sevdiğimi düşünürdüm. Daha aktif olduğum, daha huzurlu olduğum için sanırım. Bu sessiz zamanlarda daha rahat düşünüp daha üretken olabiliyorum evet. Fakat gecelerim son zamanlarda inanılmaz yorucu geçiyor, bir şeyin eksikliğiyle geçiyor.

Hayatımın çoğunu yalnız hissederek, bundan keyif alarak ve bundan gurur duyarak geçirdim. Çevremde insanlar oldu çok fazla insan oldu, asla kendime tamamen yaklaştırmadım. Bu davranışımda biraz korunma güdüsü biraz yeterlilik hissi vardı sanırım. Ailem bunların dışında tabi ki fakat onlara karşıda biraz gizli kaldım hep. Tüm bunları geceleri daha yoğun yaşayabiliyorum, kendime çok çok daha fazla vakit ayırabiliyorum, sabah gördüklerimi, yaşadıklarımı, çalıştıklarımı daha etkili biçimde devam ettirebiliyor ve düşünüp analiz edebiliyorum. Tüm gece sadece benim. En azından böyleydi. Artık gecenin yalnızlığını eskisi kadar sevemiyorum, sabah olmasını isteyecek sebeplerim var. Güneşin doğuşu farklı anlamlar ifade ediyor bana. Ne hoş ki sabahın huzurunu da görebiliyorum artık. Güneş batmadan önce hayat benim için bir kargaşadan farksız tam anlamıyla bir kaos iken şimdi orada bir yerde huzurun olduğunu görebiliyor bunu yaşayabiliyorum.

Bilmiyorum belki eskisi kadar gizlenmeye, gecenin karanlığına saklanmama gerek kalmadığı içindir. Bunları anlatıyorum. Bunların ardından geceyi artık sevmiyorum diyemem hala çok seviyorum fakat güneşi ve aydınlığı da seviyorum artık. Bir parçayı değil hayatın tamamını sevebilir hale geldim. Daha mutluyum.

30 Kasım 2014 Pazar

Şaşkın


Zaman zaman unutulmuş bir koridorda bulursun kendini, Yalnızlık, sıkışmışlık haddini aştığında yeni duygular getirir sana ve artık çıkmaz istemezsin bir şekilde garip bir şekilde. Ta ki biri seni çıkarana kadar, kurtulmak istemeden kurtulma planları yaparken biri tutar ve çeker oradan seni. Mucizevi bir şey olduğunu düşünüyorum bunun, hakkı verilemeyecek bir şey. Zaman zaman tanrının bir lütfu bile denebilir. Tamamen rasgele ve öngörülmesi o an ki duygular ile imkansız duygular. Tanrım sarılmak insana böyle hissettirir mi diyor insan. Tüm kafada dönüp duran vahşi akışı dindiren, huzuru sağlayan birşey bu. Zaman kavramının işlemediği yegane yer burası.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Geçmek Bilmez

Kaçabildiğim zamanlar oldu tabi. Uzun uzun düşünmekten çakılı kaldığım zamanlar da oldu. Geç kaldığımda oldu bir çok defa. Şu an ilkinden uzak diğerlerine çok yakın bir yerdeyim. Bir karar vermem gerekiyor çok yakında ama tanrı biliyor ki ellerimi titreten, sözcüklerimi birbirine sokan, çözümsüz bir sorudan bile daha tehlikeli olan bu karar özünde basit, çok basit. Bu korku bu kararsızlık, kararsızlık ta değil saf bir endişe bu alıkoyan. Tanrı ile beraber bunu bilmem çok garip. Hani bilmediğin şeyden korkardın? Gördüğün, anladığın zaman korku kalmamalı. Acı, çaresizlik, pişmanlık gibi kötü diyebileceğimiz duygular kabul edilebilir fakat bu hissettiğim korku neden geçmek bilmez? Pekala kafam karışık olma ihtimali de çok büyük.


15 Haziran 2014 Pazar

Hatırladım

Öyle anlar geliyor ki, unuttuğum herşeyi hatırlamamı sağlıyor. Bazen mutlu olanlar geliyor hatırladığıma seviniyorum, bazen üzücü olanlar yine seviniyorum hatırladığıma daha net görebildiğim için, bazen atladıklarım geliyor geri dönmek üzere ve bunlar oldukça üzüyor. O kadar çok şeyi ertelemişim ki çoktan süreleri dolmuş. O kadar çok geri dönmek istemişim ki çoktan kaybolmuş. O kadar çok unutmuşum ki bunların hüsranı konuşmaya bile değmez, kelimeler yetmez.









Sanırım tekrar yazmam gerekiyor buraya. Biraz daha sık, dönüp okuyabilmek için.

26 Eylül 2013 Perşembe

Baş Ağrısı

Bu başağrısı öldürüyor artık. Kafamı taşıyamaz oldum bir kenara bırakıp gitmek istiyorum. Ki yapabilsem bunu hayatımda pek birşey değişmez sanırım. Uzun saçma sapan düşüncelerden kurtulamıyorum. Bu duygulardan kurtulamıyorum. Anlam veremiyorum diyebilseydim keşke ama ne olduğunu artık tamamen biliyorum, lanet olası bilinmezlik bile daha az yoruyor, çaresizliği sonuna kadar hissedebiliyorum. Hastalıklı düşüncelerim duyduklarım ve gördüklerimle sarmalanıyor, kurtulmak kendime gelmek en uçuk hayalden bile uzak görünüyor. Gözlerimin dolması ağlamamı sağlamıyor, kurtulup atmak istediğim herşey geri dönüyor sarılıp uyuyorum her gece. Bu kelimelerden sonra kaçıp kurtulmak en mantıklı çözüm gibi görünsede tüm bu hislerden uzaklaşma düşüncesi parçalıyor bedenimi. Bu ana kadar çoğul anlattıklarım sanırım tek bir his. Bir şansım olsaydı keşke sadece bir mucize istiyorum çıkış için.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Acı

Acı. Katlanılmaz tatlı acı. Bunu sonuna kadar hissediyorum. Kurtulmama gerek yok, hissetmeliyim. Böyle beklemek çok acı. Hissetmeliyim, beklemeliyim. Gerçek biliyorum. Herkesin hissedebileceği birşey, herkesin beklediği mucize. Gerçek ve buna değer.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Kaç

Kaçmak gerek. Her halükarda..

Yapmam gereken o kadar çok şey var ki. Aslında çok daha fazla söylemem gereken şey var. Kaçmak en iyi çözüm. Kaçıp kurtulabilirim. Kaçamam şuan öyle bir şansım yok. Ama yinede en iyi çözüm bu, yapmam gerekenleri yaptığımda ve özellikle söylemem gerekenleri söylediğimde kaçmak zorunda kalacağım. Umutsuzluğa o kadar çok zorlandım, kendimi buna inandırdım ki bu hale geldim. Umut olmadan yaşayamaz kimse bundan eminim. Yani ya çok küçük miktarda umuda sahibim veya bunların arkasında duramayacak kadar korkağım. Başarıyı bir türlü hissedemedim, bir sürü şey elde ettim ama bu değil. Şuan yaşadığım bu değil. İlk defa istediğim bir şeyden eminim. Kesinlikle bunu istiyorum ama kendime bile söyleyemiyorum. Yazıyorum bunları fakat söyleyemiyorum, ne burada ne başka biyerde. Söyleyememde, kaçmam gerekir. Şimdide kaçabilirim. Ama şuan gerekmiyor çünkü o kadar korkmadım. Korkmuşta olabilirim ama aktif edilmedi henüz. Kaçmak zorunda kalacağımı biliyorum. Yaptığım kesinlikle ertelemek te değil. Ne yazdığım hakkında pek bir fikriniz olmayacak eğer okuyorsanız. Fakat bunları yazarkenki düşüncelerim çok keskin. Ne hissettiğimi ne istediğimi tamamen biliyorum neyi istediğimi biliyorum. Henüz uğruna savaşamayacağım bir şey. Bu aptal yazıyı okuduğunuzda kaçmak zorunda kalabilirsiniz. Anlatmamaya çalıştığım şeyi anladığınızda kaçmak zorunda kalabilirim. Kaçmak gerek. Bir noktada. Her sonda.